Anasayfa

on x casino
7k

previous arrow
next arrow
Slider

CASA DELL’ ARTE CLUB HOUSE DENEYİMİNİ YAŞAMAK İÇİN

Anlatacak hikayeleriniz, paylaşacak dostlarınızla hayatınızı bir serüvene çevirin. Çıktığınız bu yolculukta kendinizi evinizde hissedeceğiniz yerde olun…
Her sabah keyifle kahvenizi yudumlarken, “ev”inizin her köşesini, her sanat eserini ve o eserlerin ardında duran gizli hikayeyi keşfedin.

Tatilinizi bir serüvene dönüştürmek, bir şehri keşfetmenin getirdiği heyecanı yaşamak ya da her zaman gidip geldiğiniz bir şehirde kendinizi daha önce yaşamadığınız bir hikayenin içinde bulmak için Casa dell’Arte Club House’u mutlaka ziyaret edin.

Konaklama seçenekleri için geliş – gidiş tarihlerini seçmeniz ve rezervasyonunuzu tamamlamanız yeterli… Size özel hazırlanmış bu 3 oda için yerinizi şimdiden ayırın.

Rezervasyon

SÜİTLER

TERAS SÜİTİ
Otelimizin klasik Lizbon çinileri ile kaplı ve keyifle döşenmiş iç terasına açılan odamız
TERAS SÜİTİ
Otelimizin klasik Lizbon çinileri ile kaplı ve keyifle döşenmiş iç terasına açılan odamız
TERAS SÜİTİ
Otelimizin klasik Lizbon çinileri ile kaplı ve keyifle döşenmiş iç terasına açılan odamız
previous arrow
next arrow
Slider
PANTHEON SÜİTİ
Lizbon’un önemli tarihi mekanlarından biri olan St. Engrácia Kilisesi, diğer adı ile Ulusal Pantheon tarafında yer alan odamız
PANTHEON SÜİTİ
Lizbon’un önemli tarihi mekanlarından biri olan St. Engrácia Kilisesi, diğer adı ile Ulusal Pantheon tarafında yer alan odamız
PANTHEON SÜİTİ
Lizbon’un önemli tarihi mekanlarından biri olan St. Engrácia Kilisesi, diğer adı ile Ulusal Pantheon tarafında yer alan odamız
previous arrow
next arrow
Slider
SAO VICENTE SÜİTİ
Otelimizin keyifle döşenmiş ve en geniş odası, iç terasta doğrudan açılıyor
SAO VICENTE SÜİTİ
Otelimizin keyifle döşenmiş ve en geniş odası, iç terasta doğrudan açılıyor
previous arrow
next arrow
Slider

SIRADIŞI MİMARİSİ İLE BİR LİZBON BİNASI

1783 yılında dünyaya geldi… Dönemin en ünlü çini ustalarından Luís António Ferreira eserleriyle kaplı…Çağının romantik tarzını ve Barok izleri taşıyor. Kentin Ulusal Pantheon tarafında bulunuyor ve çini kaplı cephesiyle Lizbon’un tartışmasız en güzel binalarından biri… Şimdi tüm cazibesiyle sizi çağırıyor.

THE ART DEPARTMENT

Büyükkuşoğlu Koleksiyonu
Büyükkuşoğlu aile koleksiyonu, Fatoş ve Yunus Büyükkuşoğlu’nun 40 yılı aşkın süredir sergilerden, müzayedelerden, sanatçı stüdyolarından ve gezdikleri yerlerden büyük bir özenle topladıkları resim, heykel ve objelerden oluşuyor. Dönemsel olarak 19. yüzyıl ile başlayıp Türk Modern ve çağdaş sanatın önemli isimlerini barındıran koleksiyon Türkiye’nin en önemli resim koleksiyonlarından biri olarak adlandırılıyor.

Düzenlediği sanat ve eğitim programlarıyla; sanatı ve sanatsal üretimini destekleyen The Art Department aynı zamanda yeni sanatçılar keşfedip onlara çeşitli olanaklar sunmayı hedefleyen bir inisiyatiftir. The Art Department; Büyükkuşoğlu Aile Koleksiyonu’ndan eserlerin sergilendiği, Türkiye’nin ilk butik sanat oteli olan Casa dell’Arte Bodrum’da 2011 yılından itibaren Uluslararası Casa dell’Arte Konuk Sanatçı Programı düzenlemenin yanı sıra Büyükkuşoğlu Aile Koleksiyonu’nu yönetiyor ve çeşitli sanat ve kültür etkinliklerini yürütüyor.

Casa dell’Arte Club House & The Art Department
Casa dell’Arte Club House, Büyükkuşoğlu aile koleksiyonundan; Maro Michalakakos, Ryan Mendoza, Adnan Çoker, Bahadır Baruter, Neş’e Erdok, Richard Learoyd, Nuri İyem, Kiki Smith, Mehmet Ali Uysal, Romina Ressia, Nuri Bilge Ceylan ve Mat Collishaw gibi sanatçıların eserlerinden oluşan bir seçki ile farklı teknikler ve kültürleri temsil eden Türk ve uluslararası sanatçıları aynı çatı altında bir araya getiriyor. Casa dell’Arte Club House’da Büyükkuşoğlu koleksiyonundan eserler her yıl yeni bir seçki ile yenilenerek sunuluyor.

Galeri
Koleksiyonun sunumunun yanı sıra alt katta bulunan galerimizde Türkiye’den el dokuması ipek halılar Casa dell’Arte Galeri Lizbon’un ilk sergisi olacak. Sergideki ipek halılar misafirlerimizi, İncil’de anlatılan öykülerden 16. yüzyıl denizcisi ve haritacılarından Piri Reis’e kadar uzanan çeşitli din ve kültürlere, Osmanlı İmparatorluğu’ndan minyatürlere kadar uzanan bir yolculuğa çıkarıyor.

FOTO GALERİ

previous arrow
next arrow
Slider

BASINDAN

“The people you love become ghosts inside of you and like this you keep them alive.” yani “Sevdiğiniz insanlar, içinizde hayaletlere dönüşürler ve bu şekilde siz de onları canlı tutmaya devam edersiniz.”

Sanat eserlerinin insana yaptığı bu şeyi çok seviyorum. Sarsıp, kendi hayatına ve kendi kimliğinin içinde bir yerlere fırlatıp, düşündürüp, hissettirip, boyutmuş, zamanmış, mekanmış, artık o an içinde olunan her ne varsa yok kılmasına bayılıyorum. Çünkü zihni aradan çıkartıp, tüm gerçekliklerden uzaklaştırıp, öyle ya da böyle kendisiyle yüzleşmesine yardımcı oluyor insanın.

Ben bağlantılar ve bir takım olayları, cümleleri, insanları, oldukları an içerisinde kendi üzerimden giderek hayatım konusunda ipuçları yakalamayı çok severim. Bazen insanı sert duygularla karşılaştırıyor olsa da insana iyi gelir çünkü bana göre sanat eserleri, insanın o anki haleti ruhiyesine ilişkin bir takım görsel mesajlar taşır, insana insanı hatırlatmak için. Yalnız olmadığını, sonsuza dek üzerine bastığı toprakta yaşamayacağını, bir takım hislerin maddeye dönüşebileceğini, anların değerli olduğunu, yaşamın biricik olduğunu, insanların bir yüz ve etten, bir bedenden çok çok daha fazlası olduğunu, eğer dikkatle bakılabilirse ruh denen içerideki o henüz ne olduğu tam tanımlanamamış şeyin görünebileceğini ve hazırsak bildiğimiz anlamdan ötesini bize aktaracak kimselerin etrafımızda olduğunu..

Etrafımızdaki kimseler demişken.. Bahçeye çıkmadan evvel, ışığı soldan yüzüme aldığım koridorda gördüğüm Chris Jones’un ‘Kütüphane’ adlı eserinde de tam olarak bunu hissettim. Üzerine kendi teninden başka hiçbir şey giymemiş olan siyah uzun saçlı bir kız muhtemelen objektife doğru bakıyordu ve kızın suratının olması gereken yerde bir suratı yoktu. Onun yerine 3 boyutlu bir kapı vardı ve boynunda da merdivenler. Resimdeki kapı, haliyle esere adını veren bir kütüphanenin kapısıymış hem de Portekiz’deki bir kütüphanenin kapısı ancak tabi resim bana, bir kütüphane kapısından daha fazla şeyler söyledi. Şöyle şeyler;

“Hayatınızda karşılaştığınız bazı insanları yalnızca insan olarak algılamayın. Onları aynı zamanda sizi, kendi başınıza asla öğrenemeyeceğiniz bilgilerin damıtılarak size ulaşmasını sağlayan, sizin öğrenmeniz gereken bilgileri size kısa yoldan aktaran aktarıcılar olarak kabul edin. Öyle ki, bu insanlar size iyi ya da kötü şeyler yapacak, sizi büyütecek ve en nihayetinde de sizi olmanız gereken kimse yapacaklardır. Ancak böyle o ana kadar sahip olmadığınız bir bilince sahip olabileceksinizdir. Yani kızın suratını surat olarak görmeyin diyor sanatçı, onu bilgi aktarıcısı olarak görün diyor. Bakın, boynunda merdivenleri de var diyor. İçinden gelen kelimeleri bu basamakları teker teker çıkararak karşısındakine ulaştırmayı üstlenmiş diyor. Kelimeler incitse de öğretir diyor. Çünkü bu iş böyledir. Her zaman görüneni göründüğü gibi kabul etmemek gereklidir..”

Yeniden bana bu yazıyı yazdıran Montgomery’e dönersem.. Bu İskoçyalı şair, heykeltraş ve melankolik Post-Situationist (durum aktarıcı) sanatçının işini ilk gördüğüm an açıkçası ölümü düşündüm. Sonra yeniden okuyup yazılanı sindirdiğim an da; ‘bence ölüm iki halde oluyor’ dedim. ‘Bunlardan biri gerçekten bu dünyadan artık ayrılma vakti gelmiş olanların gidişi diğeri de gerçekten hayatınızdan artık çıkma vakti gelmiş olanların gidişi’ dedim. Yani biri gerçek ölüm diğeri ise yalancı ölüm. Yani birinde ölen kişinin ölümünden sonra ne yaptığını bilemez ve göremezken (bu kişi gerçekten hayalet olurken) diğerinde haberini arada bir de olsa alıyor (çünkü artık sosyal medya hayaleti olmuş oluyor) ve sizden sonra yüzüne hangi kırışıklığı eklemiş görebiliyorsunuz.

Bu aslında ilginç bir hissiyattır. Yani aynı gazın sıvı ya da katıya dönüşmesi gibi insanın sevdiği kimseleri bir halden başka bir hale dönüştürmesinden bahsediyorum. Bir zamanlar insanın hayatında olan ancak artık o ya da bu sebeple olmayan kimselerin yaratmış olduğu varlık sonrası oluşan boşluk halini başka bir takım şeylerle doldurma hali. Belki biliyorsunuzdur, psikoloji literatüründe “pyschomagic” yani “psikosihir” denen bir tabir vardır. Bir kimsenin veya bir duygunun yerine birini koyarak tıkanmış duygularınızın yeniden akmasına müsaade edersiniz ya da artık hayatınızda olmayan bir kimsenin varlığına başka bir halde devam edebilmesi için kendinize yeni bir alan açarsınız. Böylece de hasar görmüş ruh, kalp ve duygular, yokluğun sert ve soğuk duygusuna değil de dönüşümün iyileştirici ve mutlu haline geçiş yapmış olur.

Bana göre sanatçılar sanat eserlerini tam da bu yüzden yaratıyorlar. İnsanı zaman ve mekanın ötesinde olan duygulara taşımak ve ‘durun ve yeniden bir bakın, kimsiniz, ne yapıyorsunuz ve etrafınızdaki insanlar aslında size göründüklerinden, duyurduklarından ve de hissettirdiklerinden öte ne söylüyorlar? Peki ya benim eserim sana şu an ne hatırlatıyor?’ demek için. Sonuçta her sanatçının eseri bambaşka boyutlara açılan bir portal değil mi?

Bu sırada bu iki eser hakkında kısa bir iki şey.. Robert Montgomery’nin eseri Scope Basel’de Barbara Polla’nın galerisi Analiz Forever’dan alınmış. Chris Jones’un eseri ise Arco Madrid’den alınmış. Büyükkuşoğlu Sanat koleksiyonu Yöneticisi Gamze Büyükkuşoğlu koleksiyonlarında, başta Casa dell’Arte olmak üzere, Casa Hermanas, Zai, Fark Holding Şirketler Grubu Binaları ve Ahu Serter’in bu sene faaliyete geçirdiği Maslak42’deki inovasyon FarkLabs’e yayılmış toplamda 2000’in üzerinde sanat eseri olduğunu söylüyor.

Otel de şirketler de gün boyunca ziyaretçiye açık ancak Gebze’deki fabrikalarda önceden arayıp randevu almak gerekiyor. Bodrum’da 2007’den beri açık olan Casa dell’Arte’de ise her yaz havuzun etrafındaki avluda sergiler yapıp, bazen başka galerilerle de işbirlikleri yaparak sanatçıları ve sanatseverleri ağırlıyorlar. Örneğin bu yaz Siyah Beyaz Sanat Galerisi ile bir proje yapmışlar. Yaz boyunca 2’li gruplar halinde Siyah Beyaz’ın 6 sanatçısının eserlerini sergileyeceklermiş. Özellikle yaz sonuna kadar Bodrum’a yolu düşenler için kaçırılmayacak bir fırsat. Mevzu sanatsa eğer, nerede olduğunuzun gördüğünüz üzere hiç bir önemi yok.

İyi Temmuz’lar olsun !

Close

Campo de Santa Clara No:125 1100-473
São Vicente – Lisboa – Portugal

+351968851513